Saklı Cennet İğneada

1/8

Cennet Güzelliklerle Doludur...

Bir gün bu kayıp cennete geldiğinizde bu güne kadar yaşadıklarınızı, yaşayamadıklarınızı, kazandıklarınızı, kaybettiklerinizi, onlarca yıldır uğradığınız haksızlıkları, yaşadığınız vefasızlıkları, hayal kırıklıklarınızı, yıkıldığınız, çöktüğünüz döküldüğünüz anları bir tarafa bırakın. Bir an da olsa unutun onları. Ve bulunduğumuz kozmosun sonsuzluğunda bir zerre olduğunuzu hissederek bu kayıp cennetin kollarına teslim edin kendinizi.

Sırtınızı dayayın ormandaki ağaçların ya da sahildeki kocaman kayaların birisine, kapatın gözlerinizi ve kuşların, böceklerin, yaprakların, rüzgârların, dalgaların, kısacası bu coğrafyanın size fısıldadıklarını dinleyin. Onları anlamaya çalışın. Çiçek olmaya hazırlanan bir tomurcuğun, bir günlük ömrü kalmış bir kelebeğin ya da deniz kıyısında bir istiridyenin, asırlar boyu Karadeniz’in hırçın dalgalarının beyaz köpükleriyle sevişen sahildeki kayaların sadece size söylemek, sizinle paylaşmak istediği sırları olabilir. Herkesin, her şeyin bir hikâyesi vardır. Onları gerçekten dinlemeye çalışırsanız size söylediklerini muhakkak duyarsınız. Hatta minik karıncanın ayak seslerini bile. Yeter ki siz isteyin. Belki de bu güne kadar söyleyecekleri en güzel şeyleri sizin için saklamışlardır.

Güneş Mahya Tepesinin ardına devrilip akşam olunca, efsanevi Istrancalar’dan esen rüzgârların sesi sahilde Karadeniz’in hırçın dalgalarının sesleriyle buluşur. Kumların üzerine oturup gözlerinizi kapadığınızda bu senfoniyi duyarsınız.

Kim bilir bu seslere antik çağlarda İğneada’ya Thynias adını veren Thyn’li ozanların flüt sesleri de gelip karışır belki…


FOTOĞRAFLAR

Saklı Cennet İğneada